24 Mayıs 2007 Perşembe

Suda Yürüyen Kertenkele




Suda yürüyen kertenkele saniyede 20 adım atarak suyun üstünde çılgınca koşar. Ayakları suya değdiği anda, her bir parmak iyice kasılarak ayağın yüzey alanının artmasını ve suyu kolayca itmesini sağlar. Böylelikle ayaklar, vücudun ağırlığını rahatlıkla dengelerler. Kertenkelenin ayakları suyu ittiğinde , bir hava baloncuğu oluşturarak fazladan destek sağlar ve diğer ayağın dönüşünü tamamlayıp suya değmesi için zaman kazandırır. Ağırlık ikinci ayağa aktarılırken
kertenkele, baloncuk yok olmadan önce birinci ayağını sudan çeker. Hava baloncuğu çok önemlidir, çünkü ayağı doğrudan suya değecek olsa, kertenkele suya düşebilir. Ayrıca kertenkelenin hareketi insanla kıyaslandığında, insanın bu hareketi gerçekleştirebilmesi için saniyede 30 m. koşması ve azami kas esnemesinin 15 katı bir esneme yapması gerekir ki, bu olanaksızdır.

Scientific American, Eylül 1997, s.68
kaynak:popüler bilgi




15 Mayıs 2007 Salı

Volvoks Kolonilerinin Dansı

Kuğuların Tüyleri


Kuğuların ağırlığı bir başka memeli ile kıyaslandığında oldukça hafiftir. Aynı boyutlarda bir buldog köpeği, kuğudan "4 kat" daha ağırdır. Kuşların hafif olmasının çeşitli sebepleri vardır. İçi boş kemikleri iç kirişlerle desteklenmiştir. Kuyruk yerine kabarık tüyleri vardır ve dişlerle kaplı çene yerine gagaları vardır. Vücutlarının çok önemli bir kısmı havayla doludur. Bu hava birçok kuşta bulunan 9 hava kesesinde saklanır. Bunlar sadece ağırlık azaltma niteliği taşımazlar. Uçuş sırasında kuşlar çok fazla enerji harcarlar ve bu nedenle çok yoğun oksijen kaynağına ihtiyaçları vardır. İşte bu hava keseleri kuşun solunum sisteminde de önemli rol oynar. Bu sayede kuğu, aynı büyüklükteki bir memelinin nefes alışı sırasında aldığı oksijenden çok daha fazla oksijen alır.



David Attenborough, The Life of Birds, s.41
Kaynak:Popüler Bilgi


Canlıların Sınıflandırılması-Mini Test


Get Your Own Quiz!, More Quizzes

13 Mayıs 2007 Pazar

Biyoloji dersiyle ilgili tavsiyeler (ÖSS)

Son altı yılın soruları incelendiğinde, soruların konulara dağılımında;

  • Fotosentez ve solunumdan her yıl en az 1 soru sorulurken, bazı yıllarda soru sayısının 4'e çıktığı,
  • Yaşama birlikleri ve sistematikten her yıl soru sorulduğu,
  • Sistemler ve katılımdan son 5 yıldır 1'er soru, iptal edilen 2 Mayıs 1999 ÖSS’de sistemlerden 5 soru sorulduğu,
  • Yönetici moleküller (nükleik asitler) ve protein sentezi ile hücre yapısı, enzim ve metabolizma olaylarından da sıkça soru sorulduğu gözlenir.
  • Soru dağılımına dikkat edilirse, 44 Fen sorusunun 12'sini oluşturan biyoloji sorularının biyolojinin tüm konularını kapsadığı görülür.
  • Sayısal puanı hedefleyen öğrencilerin doğru çözdükleri her sayısal sorunun puanlarına yapacağı katkı aynıdır.
  • Yeni sınav sistemine göre, Eşit Ağırlıklı öğrencilerin ise doğru çözdükleri her Fen sorusu hedeflerine önemli oranda yaklaşmalarına neden olacaktır.
  • Sayısal soruların sonunda bulunan, 76 soru çözdükten sonra geniş bir müfredattan, dikkat, yorum ve bilgi isteyen biyoloji sorularının çözümünde başarılı olabilmek için temel biyoloji bilgilerinin eksiksiz olması gerekir Bu da ezber yerine, düzenli çalışma ve konuları kavrama ile sağlanır.
  • Bazı deney soruları, deneyi açıklamak için uzun yazılmaktadır. Bu soruların çözümünde; temel bilgilerin yanısıra, sorudaki veriler de kullanılarak rahatlıkla çözülebilir. Sorudaki veriler, mutlaka okunmalıdır.

kaynak: www.dersisteyen.com

9 Mayıs 2007 Çarşamba

Kuşlar

Kuşların Özellikleri


  1. Tüylere sahiptirler,ön ekstremiteleri kanat şeklini almıştır.Pul yapısı yoktur.
  2. Sıcak kanlıdırlar.(vücut sıcaklıkları sabittir.)
  3. Derilerinde salgı bezi yoktur.Yalnız kuyruk kökünde yağ bezleri bulunur.
  4. Ağız keratin yapıdaki gaganın ucundadır.
  5. Dişleri yoktur.
  6. İskelet tamamen kemikleşmiştir.Kemiklerin içleri hava ile doludur.Kaburgalar oldukça küçüktür.
  7. Kalp dört odacıklıdır.
  8. Alyuvarlarında çekirdek bulunur.
  9. Solunum akciğerlerle gerçekleşir.
  10. Boşaltım metanefroz böbrek ile gerçekleşir.Boşaltım kanalları kloaka açılır,idrar keseleri yoktur.Boşaltım maddesi ürik asittir.
  11. Beyinden 12 çift sinir çıkar.
  12. Ayrı eşeylidirler.

Kuşların Ağırlıklarının Azaltılmasını Sağlayan Özellikler:

  1. Kemiklerin içinin boş ve ince olması
  2. Oldukça hafif tüylerin olması
  3. Birçok deri ve salgı bezi kaybolması
  4. Dişlerinin ve ağır bir çenelerinin olmaması
  5. Kuyruk omurları ve bazı eklemleri kaybolması
  6. Özellikle göğüs,kalça kemiği ve omurgada kemiklerin birbirleriyle kaynaşmasıyla daha geniş kemikler meydana gelmesi
  7. İç organlar arasında hava keseleri bulunması
  8. Ovipar üreme göstermeleri ve dişilerde sağ ovaryumun körelmiş olması
  9. Hızlı sindirime sahip olmaları
  10. Boşaltım artıklarının ürik asit şeklinde olması

Tüyün Oluşumu

Deri üzerinde küçük epidermal kabarcıklar şeklinde tüy tomurcukları meydana gelir.Tüm deri üzerini örten tomurcukların alt yüzeyleri derideki folikül adı verilen çukurlar içerisine girintilik yapar.Böylece tüyün deriye tutunması sağlanır.Daha sonra tomurcuğun üst yüzeyindeki epidermis hücreleri keratin bir yapıda ve memelilerin kılları gibi cansız tüyleri oluşturur.

Tüylerin görevleri:Vücut ısısının ve derinin korunmasını sağlar.Uçmada görev alır ve kuşların su yüzeyinde kalmasını sağlar.

Tüylerdeki Renklenmenin Amaçları:

-Kur yapma
-Düşmanlarından korunma
-Özellkle mor ötesi ışınların zaralı etkisinden korunma
-Işık kuantlarını absorbe ederek ısınmada veya savurarak fazla ışıktan korunmada


Omurgasız bir canlı olan ahtapotun küçük bir delikten geçişi.

Deney:1 Farklı Dokulardaki Su Miktarı Tayini

Deneyin Adı:Farklı dokulardaki Su Miktarı Tayini
Süre:2 gün
Malzemeler:
  • Aynı bitkiye ait farklı doku örnekleri
  • Petri kabı
  • Etüv

Deneyin Yapılışı:

Aynı bitkiye ait farklı organ ve dokular ayrı petri kaplarına konur.Bu petri kapları ayrı ayrı tartılıp değerler kaydedildikten sonra 24 saat süre ile etüve konur.(60 derece)

Uygulama:

Bitki organ ve dokularına ait ilk değerler kaydedilir.Etüvde 24 saat kuruduktan sonraki değerlerde kaydedilir.Her organ ve doku için sahip olduğu su oranı şu formülle bulunur.

İçerdiği su yüzdesi: (İlk değer - Son değer)/İlk değer x100

Organ Doku İlk Değer Son Değer İçerdiği Su Yüzdesi

Çiçek 48653 mg 44250 mg 9,04

Yaprak 5152 mg 180 mg 96,5

Gövde 838 mg 59 mg 92,9

Sonuç:

Bitkinin metabolik faaliyetine bağlı olarak her bitkisel doku ve organ farklı miktarlarda su içerir.



Deney:2 Su İletiminde Görevli Organların Belirlenmesi

Deneyin Adı:Su iletiminde Görevli Organların Belirlenmesi
Süre:3 gün
Malzemeler:
  • Yaprakları eşit büyüklükte aynı türe ait 3 tane dal
  • Deney şişesi
  • Musluk suyu
  • Cam macunu

Düzenek:

Deney şişesinin içerisin emusluk suyu doldurulur.Dallardan birinin kabuğu soyulur.Dallardan birinin öz kısmı çıkarılır.Üçüncüsüne dokunulmaz.Her üç dalda deney şişesinde ki suya daldırılır.Şişenin ağzı cam macunu ile kapatılır.

Uygulama:

Üç gün sonra dallardaki yaprakların pörsüme durumları gözlenir.

Sonuç:

Gövdeye ve yapraklara su iletimi odun borularından yani ksilemden yapılır.Bu nedenle odun borusu alınmış daldaki yapraklar ve gövde de çabuk pörsüme gösterir.Deneyde üç daldan öz kısmı çıkartılmış olanda kuruma olayı daha çabuk gerçekleşmiştir.Bu nedenle gövde kısmında daha fazla buruşmalar gözlemlenmiş ve ayrıca bu yapraklarında çabuk kurumadan diğer daldaki yapraklara göre yeşilliğini muhafaza ettiği görülmüştür.

Deney:3 Şişme Olayının Gözlemlenmesi

Deneyin Adı:Şişme olayının gözlenmesi
Süre:1 ders saati
Malzemeler:
  • Kuruyarak açılmış çam kozalağı
  • Beher
  • Musluk suyu

Yapılışı:

Kuruyarak açılmış çam kozalağı su dolu bir beher içine bırakılır.Bir müddet sonra su alarak şişmeye başlar.Pulların şişme sonucu kapandığı gözlenir.

Sonuç:

Kozalak pullarının dış yüzeyleri iç yüzeylerine göre daha fazla su emer.Bu durum pullarda anizotrop şişmeye neden olur ve pullar kapanır.



Deney:4 Terleme İle Su kaybının Belirlenmesi

Deneyin Adı:Terleme ile Su Kaybının Belirlenmesi
Süre:1 hafta
Malzemeler:
  • Köklü saksı bitkisi
  • Cam şişe
  • Cam macunu
  • Musluk suyu
  • Cam kalemi

Düzenek:

Bitki saksıdan toprağı ile birlikte çıkarılır ve musluk altında kökleri zedelenmeden yıkanır.Cam şişe içerisine su doldurulur ve bitki kökleri su içinde kalacak şekilde şişeye yerleştirilir.Cam şişenin ağzı hava almayacak şekilde cam macunu ile kapatılır.Cam şişe içerisindeki su seviyesi cam kalemi ile işaretlenir.Tarih ve saat yazılır.

Sonuç:

Köklü bitki stomaları aracılığı ile terleme yapar.Terleme sonucu buhar halinde kaybedilen su yerine cam şişeden sıvı halde su alınır.Bu olayın devam etmesi sonucunda cam şişedeki su miktarı terleme hızıyla doğru orantılı olarak aşağıya iner.Bu olay bize stomaların terleme olayında görev aldıklarını gösterir.Su seviyesinde 0,5 cm'lik düşme gözlenir.

Deney:5 Stomaların Gaz Alışverişindeki Rolünün Belirlenmesi

Deneyin Adı:Stomaların gaz alışverişindeki rolünün belirlenmesi
Süre:1 ders saati
Malzemeler:
  • 50 cm uzunlukta şeffaf plastik
  • 10mm çaplı hortum
  • 1 adet delikli tıpa
  • 15cm uzunlukta ve 15mm çaplı cam veya şeffaf plastikboru (veya tıpası çıkarılmış şırınga)
  • Stand ve tutma kolu
  • Geniş yüzeyli ve uzun saplı bir adet yaprak
  • Cam macunu musluk suyu

Düzenek:

15cm uzunlukta ve 15mm çaplı camın bir ucuna delikli tıpa takılır.Yaprak sapı tıpa deliğinden cam boruya doğru sokulur ve sapın ucundaki boşluk cam macunu ile doldurulur.Cam boru standın tutma koluna,yaprak altta kalacak şekilde tutturulur.Cam borunun içi 3/4 oranında musluk suyu ile doldurulur.Şeffaf plastik boru,cam borunun serbest ucuna geçirilir ve hava almayacak şekilde yerleştirilir.

Uygulama:

Şeffaf plastik borunun serbest ucundan yavaşça hava çekilirse cam boru içerinde çok sayıda küçük hava kabarcıkları görülür.Bu hava kabarcıkları yaprak sapından yukarı doğru taşınırlar.

Sonuç:

Ortamdaki hava stomalar aracılığı ile yaprak mezofiline alınır.Hava buradan muhtemelen içleri boş borulardan oluşan ksilem dokusuna geçer.Ksilem dokusu yaprak sapına kadar uzandığından hava buradan cam borudaki su ortamına girer.Bu olay bize stomaların gaz alışverişinde bulunduklarını gösterir.Geniş yüzeyli yaprakta stoma sayısı fazladır.

8 Mayıs 2007 Salı

Deney:6 Fotosentezde CO2'nin Kullanıldığının Belirlenmesi

Deneyin Adı:Fotosentezde CO2'nin kullanıldığının belirlenmesi
Süre:1 ders saati
Malzemeler:
  • Seyyar lamba
  • 2 adet 500cc'lik beher
  • Musluk suyu
  • Sıvı yağ
  • Elodea bitkisi

Düzenek:

Beherlere aynı oranda su konur ve içlerine elodea bitkisi bırakılır.Beherlerden birisinin üzerine sıvıyağ eklenir.Her iki beher kuvvetli ışık veren bir seyyar lambanın önüne bırakılır.

Uygulama:

Bir müddet sonra hangi beherden hava kabarcığı (O2) çıktığı gözlenir.

Sonuç:

Yağ tabakasının nedeni dışarıdan CO2 girişini engellemektir.Üzerini yağ tabakasıyla kapattığımız beherde hava kabarcığı çıkışı olmaz.Nedeni sisteme CO2 girişinin olmamasıdır.Diğer beherde ise sisteme CO2 girişi olduğu için fotosentez gerçekleşir ve beherden hava kabarcığı (O2)çıkar.

Sonuç olarak üstü açık olan beherde bitki CO2 alıp O2 verir ve bu nedenle bitkinin yaprakları arasından hava kabarcıklarının çıktığı gözlemlenir.Üzeri sıvı yağ ile kapatılmış olan beherde ise herhangi bir hava kabarcığı çıkışı gözlenmez.Bunun nedeni bitkinin yaşama ortamı içerisinde CO2'nin bulunmaması ve bunun doğal sonucu olarak fotosentezin gerçekleşmemesi ve O2 çıkışının olmaması gözlemlenir.

Deney:7 Yapraktan Klorofil ve Karatenoid Ayrıştırılması

Deneyin Adı: Yapraktan klorofil ve karotenoid ayrıştırılması
Süre: Bir ders saati
Malzemeler:
  • Yeşil yapraklar
  • Alkol
  • Havan
  • Filtre kağıdı
  • Cam tüp
  • Benzol

Düzenek:

Yeşil yapraklar havan içinde alkolle iyice ezilir.Bir miktar daha alkol ilave edilerek ezik yaprak karışımı filtre kağıdından süzülür.Elde edilen yeşil renkli süzüntüden bir mikta alınır ve tüp içerisine konur.Üzerine benzol ilave edilerek çalkalanır.Son olarak tüpe biraz su ilave edilir.

Uygulama:

Su ilavesiyle ağırlaşan alkol ve dolayısıyla alkolle beraber eriyen karotenoidler dibe çöker.Benzolde eriyen klorofil-a ve klorofil-b üstte kalır.Başlangıçta süzülerek elde edilen ham klorofil kuvvetli ışığa tutulursa yeşil renkli sıvının kırmızı görüldüğü fark edilir.

Sonuç:

Benzolde eriyen klorofil-a ve klorofil-b ile alkol ve su karışımında bulunan karotenoidler pigment olarak bilinirler.Bunlar fotosentez için gerekli olan ışığı absorbe ederler.Ham klorofil süzüntüsünün kuvvetli ışıkta kırmızı renge dönüştüğü görülür.Nedeni klorofilin flourans özelliğinden kaynaklanmaktadır.

Deney:8 Fotosentezde Işık Kullanımının Belirlenmesi

Deneyin Adı:Fotosentezde Işık Kullanımının Belirlenmesi
Süre:Bir Hafta
Malzemeler:
  • Karanlık ortam kutusu
  • İki adet beher ya da beher yerine geçecek 1000cc'lik kap
  • Musluk Suyu
  • Clodophora bitkisi (ipliksi alg)

Düzenek:

İki beher musluk suyu ile doldurulur.Clodophora bitkisi iki eşit parçaya ayrılır ve herbiri beherlerin içindeki suya bırakılır.Beherlerden biri karanlık ortam kutusu içine diğeride güneş alabilecek bir yere bırakılır.

Uygulama:

Bir hafta sonra karanlık ortam içindeki beher çıkarılır.Clodophora bitkisinin durumu açıkta bıraktığımız örnekle karşılaştırılır.

Sonuç:

Aydınlık ortamdaki Clodophora bitkisi ışığı kullanarak fotosentez yapar.Fotosentez sonucu oksijen üretir.Bu oksijen bitkinin ipliksi yapısında kabarcıklar halinde tutulduğundan bitki su üstünde yüzer.Oysa ki karanlıkta ki bitki fotosentez yapamaz ve bunun sonucunda oksijen üretemez.oksijen üretemeyen bitki oksijenin kaldırma gücünden faydalanamaz ve beherin dibine çöker.

Üreme ve Gelişme

EŞEYSİZ ÜREME

1. Tek bir ata vardır.

2. Bölünme sonucu oluşan tüm hücreler birbirinin aynıdır.
3. Oluşan canlılar ortam şartlarına uymada dayanaksızdır.
4. Mitoz bölünmeyle gerçekleşir.

a) Bölünme: Tek hücreli canlılarda görülür. Mitoz bölünmeyle sağlanır. Bölünme değişik hücrelerde farklı yönlerde olabilir. Enine, boyuna yada her yöne.
b)Tomurcuklanma ile çoğalma: Ana hücrenin bir yerinde hücre bölünmesiyle çıkıntı oluşur. Bu kısmın gelişmesiyle yeni bir fert meydana gelir. Bira mayası, hidra, ciğer otları gibi bazı ilkel bitkilerde.
c) Sporla çoğalma: Sıcak, soğuk ve kuraklık gibi zor şartlara dayanıklı bir örtüyle korunan hücrelerdir. Uygun koşullarda gelişerek yeni bir canlıyı oluşturur. Bir hücrelilerde, sporlularda, mantarlarda, basit yapılı bitkilerde.
d) Vejetatif üreme: Yüksek yapılı bitkilerde görülür. Bunlar çoğunlukla tohumla çoğalma özelliklerini kaybetmiştir. Çelikle üreme, yumru gövde ve soğanla üreme, sürünücü gövde ile üreme, gibi.
e) Rejenerasyon: İlkel yapılı hayvanlarda çoğalmayı sağlar. Denizanası, planaryada vücut düzeyinde, yengeç, semender, kertenkelede organ düzeyinde, kuş ve memelilerde doku düzeyinde yenilenme vardır .

EŞEYLİ ÜREME

1. Eşeyli üreme ile oluşan ferdin iki atası vardır.
2. Üreme hücrelerine gamet denir.
3. Erkek ve dişi gametlerin birleşmesiyle oluşur.
4. Yüksek yapılı bitkilerde, hayvanlarda, bazen de eşeysiz üreyen canlılarda görülür.
5. Eşeysiz üremeye göre üstünlüğü, iki ataya ait özelliklerden sayısız gen birleşimlerine sahip olan yeni fertlerin dünyaya gelmesidir.
6. Eşeyli üremede iki temel olay vardır. Üreme hücrelerini oluşturan mayoz bölünme ile döllenmedir. Döllenme, iki gametin birleşmesi sonucu 2n kromozomlu zigotun oluşmasıdır.
7. Tür içinde yeni gen kombinasyonlarına neden olduğu için daha dayanıklı bireyler oluşturur.
a) İzogami: Erkek ve dişi gamet görünüş ve büyüklük bakımından birbirinin aynıdır. İkisi de kamçılı ve hareketlidir. İzogamet denir. Aynı yada farklı bireylerden oluşabilir. Chlamydomonas. Ulotrix ve Spyrongia .

b) Heterogami=Anizogami: Erkek gamet küçük, dişi gamet büyüktür. İkisi de kamçılı ve hareketlidir. Bazı alg ve mantarlar.
Oogami: Erkek gamet küçük, kamçılı ve hareketlidir. Dişi büyük ve hareketsiz, bol sitoplazmalıdır.İnsanda olduğu gibi.

c) Konjugasyon: Hücreler arasında geçici sitoplazmik köprü kurulur. Köprü aracılığıyla gen alış verişi sağlanır. Daha sonra hücreler ayrılır. Böylece kalıtsal çeşitlilik sağlanır ve dayanıklılık artar. Bakteri ve paremesyumda.
d) Partenogenez: Özel bir üreme şeklidir. Döllenmemiş yumurtadan yeni bir birey oluşumudur. Arılarda, su pirelerinde, bazı kelebeklerde, yaprak bitlerinde ve karıncalarda görülür.
e) Hermafroditlik (erselik): Bazı basit yapılı canlılarda erkek ve dişi gamet aynı bireyde gelişir. Buna hermafroditlik denir. Hermafroditlerin bazıları (tenyalar) kendilerini dölleyebilirken, bazıları ise dölleyemez. (Toprak solucanı ve istiridye). Bunlarda erkek ve dişi gametler farklı zamanlarda olgunlaşır. Çiçekli bitkilerin çoğu hermafrodittir.
f) Metagenez(döl almaşı): Eşeyli ve eşeysiz üremenin birbirini takip etmesine metagenez denir. Çiçeksiz bitkilerde ve bazı bir hücrelilerde görülür. Kalıtsal çeşitlilik sağlar.

Plazmodyumda metagenez
Sivrisinek ısırmasıyla kana geçen plazmodyum, kemik iliği, kas ve dalak gibi yapıların hücrelerinde çoğalır. Buradan tekrar kana geçip alyuvara girer.Büyüyerek amip şeklini alır ve şizont diye adlandırılır. Şizont çok sayıda bölünmelerle çok sayıda çekirdek oluşturur. Bunların etrafında bir miktar sitoplazma birikerek merozite dönüşür. Alyuvarın patlamasıyla merozoitler yayılır. Kimi yeni alyuvarlara girerken bir kısmıda erkek ve diş gamet olarak adlandırılır. Bu gametler sivrisineğin ısırmasıyla onun vücuduna geçer ve burada döllenerek bağırsak epiteline yapışır. Mayoz bölünme geçiren zigot yeni sporları oluşturur. İnsan vücudunda eşeysiz, sivrisinek vücudunda eşeyli çoğalma görülür.

ÇİÇEKSİZ BİTKİLERDE ÜREME

-Çiçeksiz bitkiler su yosunları, kara yosunları, eğrelti otları ve ciğer otlarıdır.

-Bu bitkilerde gerçek kök, gövde ve yaprak yoktur.
-Metagenezle ürerler.
-Spor oluşumu mayoz bölünme ile, gamet oluşumu ise Mitoz bölünmeyle sağlanır.

Su yosunları(Ulotrix)’te üreme: n kromozomlu(monoploid) bir canlı olan su yosunları spor oluşturup eşeysiz üreyebileceği gibi, farklı Ulotrix’lerin oluşturduğu gametlerde eşeyli olarak ta çoğalabilir.

Kara yosunlarında üreme: Zigot ve onun oluşturduğu sporofit. 2n kromozomludur. Ancak esas gamet n kromozomludur. Dişi gametofit arkegonyum, erkek gametofit anterityum adının alır. Döllenme ve zigot oluşumu dişi sporofit üzerinde gerçekleşir.
Eğrelti otlarında üreme: Eğrelti otların da döl almaşı görülür. Esas bitki 2n kromozomludur. Erkek ve dişi gametler aynı gametofit üzerinde gelişir. Bu gametofitlere protal denir.

ÇİÇEKLİ BİTKİLERDE ÜREME

-Çiçekli bitkilerde üreme organı çiçektir.

-Gamet çiçekte bulunan erkek ve dişli organ üzerinde gelişir.
-Çiçekli bitkilerde mayoz sonucu oluşan n kromozomlu hücreler gerçek gamet değildir. Gerçek gametler bu n kromozomlu hücrelerin geçirdiği mitozla oluşur.
Erkek ve dişi organ aynı çiçek üzerinde bulunuyorsa bu çiçeklere tam çiçek (hermafrodit) denir.
Erkek ve dişi organlardan yalnız birini bulunduran çiçeklere de eksik çiçek denir.
Erkek ve dişi organlardan yalnız birini taşıyan çiçekler aynı bitki üzerinde bulunuyorsa bu bitkilere bir evcikli(monoik) bitki, aynı türün farklı bireyleri üzerinde bulunuyorsa iki evcikli(dioik) bitki denir.

Tam bir çiçekte dıştan içe doğru;
1. Çanak yaprak(sepal), çiçeğin iç kısmındaki yapıları dış etkilere karşı korur. Genelde yeşil renktedir.
2. Taç yaprak (tepal), böcekleri çiçeğe çeken değişik renklerdeki kısımdır.
3. Erkek organ(stamen), polenini oluşturan kısımdır. Başçık kısmında 4 polen kesesi vardır.
4. Dişi organ(pistil), yumurtayı oluşturan kısımdır. Dişicik tepesi(stigma), dişicik borusu(situlus), yumurtalık(ovaryum) dan meydana gelir.

Polen oluşumu: Plen oluşumu erkek organ başçığında bulunan polen keselerinde gerçekleşir. Polen keselerinde bulunan polen ana hücreleri (mikrospor ana hücresi 2n) mayoz bölünmeyle n kromozomlu 4 adet mikrospor oluşturur. Bu mikrosporlar geçirdikleri endomitozla iki çekirdekli bir hal alır. Bu çekirdeklerden biri tozlaşma sonrasında polen tüpünü oluşturan tüp çekirdeği( vejetatif çekirdek), diğeri ise yumurtayı dölleyen dölleyici (generatif ) çekirdektir. Bu iki çekirdekli yapı türün özelliğine göre bir örtü ile örtülür ve polen adını alır.

Yumurta oluşumu: Tohum taslağı içinde bulunan yumurta ana hücresi(makro spor ana hücresi 2n) mayoz bölünme geçirerek 4 adet n kromozomlu makro sporu oluşturur. Bu makro sporlardan 3 tanesi kaybolur. Kalan 1 tanesi mega spor olarak adlandırılır. Mega spor ardı ardına 3 mitoz geçirir ve 8 çekirdek oluşturur . 8 çekirdekli bu yapıya embriyo kesesi adı verilir. Bu çekirdeklerde 3’ü antipot çekirdek olarak adlandırılır ve yumurtanın karşı kutbunda yer alır. İkisi ortaya gelir ve kutup(polar) çekirdek adını alır. Diğer üçü ise alt kısımda yer alır. Bunlardan biri biraz daha fazla büyük olur ve yumurtayı oluşturur. İki de sinerjit hücresi adını alır. Antipot ve sinerjit çekirdek kaybolur. Geriye yumurta ve kutup hücreleri kalır.


Tozlaşma (polinasyon): Polenin değişik etkenlerle dişi organ tepeciğine gelmesine polinasyon yada tozlaşma denir. Polen tepeciğe geldiğinde vejetatif çekirdekçimlenerek dişicik borusundan yumurtalığa doğru polen tüpünü oluşturur. Bu sırada generatif çekirdek polen tüne düşer ve burada mitoz geçirerek iki tane sperm çekirdeğini oluşturur. Polen tüpünün uç kısmı tohum taslağının mikropil kısmına geldiğinde patlar ve sperm çekirdekleri embriyo kesesine geçer. Embriyo kesesine giden çekirdeklerden biri yumurta hücresini döller ve 2n’li zigotu oluşturur. Diğeri ise kutup çekirdekleriyle birleşerek triploid olan endosperm çekirdeğini oluşuturur.
Yumurta(n) + sperm(n)----> zigot----> embriyo----> birey

Polar çekirdekler(n+n) + sperm(n) ---->triploid çekirdek(3n)----> endosperm( besi doku)

Tohum ve meyve

Döllenmeden sonra tohum taslağının gelişmesiyle oluşan yapıya tohum denir. Tohum yapısında bulunan çeneklere kotiledon denir.

Tohumda dıştan içe doğru;
-Kabuk, tohum taslağının dış çeperinin kalınlaşmasıyla oluşur. Embriyoyu dış etkilere karşı korur.
-Endosperm, triploid çekirdekten oluşur. Besin depo eder. Embriyoyu tohum çimlenip ilk yapraklarını verip fotosentez yapmasına kadar besler.
-Embriyo, Zigotun gelişmesiyle oluşur. Embriyo 3 kısımdan oluşur.

1.Çenekler, embriyonik gövde(gövdecik) ve embriyonik kök(kökçük)’tür. Tohumun oluşmasından çimlenmesine kadar geçen zamana uyku hali denir.(dormansi)
2.Meyve gelişimini tamamlamış yumurtalıktan oluşur. Tohumun dağılmasını sağlar. Her bitkide yumurtalıktaki tohum taslağı kadar tohum vardır. Yalnız yumurtalığın gelişmesinden meydana gelen meyveye gerçek meyve denir.
3.Yumurtalığın yanında taç ve çanak yapraklar ile çiçek tablasının da yapıya katıldığı meyvelere yalancı meyve denir.
Yalnız bir yumurtalıktan meydana gelen meyveye basit meyve, birden fazla yumurtalıktan oluşmuş meyveye de bileşik meyve denir.


HAYVANLARDA ÜREME


Hayvanlar genellikle eşeyli ürerler. Eşeysiz üreyenleri de vardır.
Eşeyli üreyenlerde erkek ve dişi gametler vardır. Erkek gamet erkek üreme organlarında, dişi gamet ise dişi üreme organlarında oluşur.
Eşeysiz üremede vücudun kopan herhangi bir parçası yeni bir canlıyı meydana getirir.deniz yıldızı, yassı solucanlar gibi

Omurgasızlarda üreme
Süngerlerde özel bir üreme organı yoktur. Vücudun değişik bölgelerinde bulunan hücreler bölünerek gametleri meydana getirebilir. Tomurcuklanarak da çoğalabilirler. Yassı ve halkalı solucanlar ise hermafrodittir. Eklembacaklıların çoğu ile böceklerin tamamı ayrı eşeylidir. Döllenme çiftleşme sonucu dişi breyin vücudunda olur. Döllenmiş yumurtalar dış ortamda gelişir.

Omurgalılarda üreme
Omurgalıların tümü ayrı eşeylidir. Üreme sistemi ile boşaltım sistemi birbiriyle bağlantılı olup ürogenital sistem adını alır. Eşey hücreleri mayoz bölünme sonucu oluşur. Erkek üreme hücresi spermin oluşumu spermatogenez adını alır. Dişi üreme hücresinin oluşumu ise oogenez olarak adlandırılır.

DÖLLENME
Sperm ve yumurtanın birleşip 2n kromozomlu zigotu meydana getirmesi olayına döllenme denir.
a) Dış döllenme:
-Sperm ve yumurta hücresi suda birleşir.
-Suda yaşayan canlılarda görülür.(balina, fok, yunus gibi memeliler hariç)
-Çiftleşme olayı ve organı yoktur.
-Çok sayıda gamet üretilir.
-Döllenme ihtimali zayıftır.
-Zigot gelişimini suda tamamlar.
-Oksijen difüzyonla dış ortamdan alınır. Karbondioksit ve artık maddeler aynı şekilde dışarı atılır.
b) İç döllenme:
-Sperm yumurta ile dişi bireyin üreme kanalında döllenir.
-Karada yaşayan canlılarda görülür.
-Çiftleşme organı ve olayı vardır.
-Döllenme ihtimali yüksektir.gamet sayısı azdır.
-Sperm sayısı yumurtaya göre daha fazladır.
-Sürüngen, kuş, memeli, böceklerde görülür.
-Döllenme sonrasında yumurtanın gelişimi farlı ortamlarda olur.
Yumurta canlı dışında gelişiyorsa dış gelişme
Canlı içinde gelişiyorsa iç gelişme adını alır.
Balık ve kurbağalarda dış döllenme, dış gelişme
Sürüngen ve kuşlarda iç döllenme, dış gelişme
Memelilerde iç döllenme, iç gelişme görülür.

Hayvanlar yavru oluşturma durumuna göre üçe ayrılır.
Ovipar canlılar, döllenmiş yumurtayı dış ortama bırakırlar. Yavru yumurta içinde gelişir. Kuşlarda olduğu gibi.
Ovovivipar canlılar da yumurta canlı vücudunda kalır. Gelişimini yumurta içinde tamamlar. Gerekli besini yumurtadan sağlar. Lepisdes balıklarında olduğu gibi.
Vivipar canlılar da yumurta annenin döl yatağında gelişir. Yavru tüm ihtiyaçlarını annenin vücudundan sağlar. Plesentalı memelilerde olduğu gibi.

Sürüngen kuş ve memelilerde embriyoyu korumak için zarlar gelişmiştir.
Koryon, yumurta kabuğunun hemen altında bulunur. Dış ortamla embriyo arasında gaz değişimi sağlar. Yumurta akının dağılmasını önler. Memelilerde göbek bağı ve plesentayı oluşturur.
Amniyon kesesi, içerisi amniyon sıvısı ile dolu kesedir. Embriyoyu dıştan sarar. Embriyoyu basınca ve sarsıntılara karşı korur. Balık ve kurbağalarda yoktur.
Allantoyis, embriyonun oluşturduğu artıkların toplandığı kesedir. Balık, kurbağalarda ve memelilerde körelmiştir.
Vitellus kesesi, içinde vitellus denilen besin bulunur. Sürüngen ve kuşlarda kese büyük, balık ve kurbağalarda normal, memelilerde ise küçüktür. Kurbağalarda vitellus yumurtanın ergin bir birey olmasına yetmediği için kurbağalar başkalaşım geçirirler.

Omurgalı Hayvanlarda Üreme Sistemi
a. Erkek Üreme Sistemleri
Erkek üreme sistemleri; testisler ve kanallardan meydana gelmiştir. Memelilerin dışındaki bütün omurgalılarda spermlerin vücut dışına atılışı, idrar ve dışkının atıldığı açıklıktan yani "kloak"tan yapılır. Bu hayvanların spermleri son bağırsağa kadar "volf kanalı"yla getirilir. Balık ve kurbağalarda volf kanalı hem idrar, hem de spermleri taşır. Sürüngen ve kuşlarda ise idrar ve sperm ayrı kanallarla son bağırsağa (kloak) taşınır. Memelilerde de idrarla sperm ayrı kanallarla üretraya getirilir ve dışarı atılır. Memelilerde volf kanalı yerine, sadece spermleri taşıyan ''vas deferans" (sperm kanalı) bulunur.

b. Dişi Üreme Sistemleri
Dişi üreme sistemleri; ovaryum ve kanallardan meydana gelmiştir. Dişi üreme hücresi olan yumurta ovaryumlarda oluşur. Memeliler hariç, diğer omugarlılarda yumurta kirpikli hunilerle tutularak müller kanalına geçer ve kanalla taşınır. Balık ve kurbağalarda müller kanalı sadece yumurtayı dış ortama taşır. Sürüngen ve kuşlarda müller kanalları üzerinde, yumurta akı ve kabuğunu salgılayan bezler bulunur. Yumurtalıklarda oluşan yumurta, bu bezlerin bulunduğu bölgelerde yumurta akı ve kabuğu ile sarılarak dışkılığa getirilir. Dışkılıktan ise kloak ile dışarıya atılmış olur. Memelilerde müler kanalıyla eş anlamlı olarak yumurta kanalı ve embriyonun geliştiği uterus bulunur. Memelilerde yumurta, idrar ve sindirim artıkları ayrı ayrı açıklıklardan dışarı atılır.

ERKEKTE ÜREME SİSTEMİ
Erkekte üreme sistemini oluşturan organlar şunlardır.
Testisler(er bezleri): Spermlerin oluştuğu bir çift bezdir.Doğumdan önce yada doğumdan sonra vücut dışına doğru uzanan keselere(skrotum) yerleşir.
Erkek eşey organı(penis): Spermin, yardımcı bezlerin ürettiği seminal sıvının ve idrarın dışarı atıldığı organdır. Erkek çiftleşme organı olarak ta bilinir.
Yardımcı bezler: Spermlerin hareketini kolaylaştıran sıvıların üretildiği bezlerdir. Prostat bezi, seminal keseler ve cowper bezleridir.
Spermler testislerin yapısında bulunan seminifer tüpçüklerinde üretilir. Seminifer kanallarında bulunan sertoli hücreleri spermlerin beslenmesini sağlar.Bu spermler testisin üst kısmında bulunan epididimiste hareket ve dölleme yeteneği kazanır. Oradan van-deferense(sperm kanalı) geçer . Sperm kanalına bağlı yardımcı bezlerden bu kanala seminal sıvı salgılanır.Seminal sıvı spermlerin kanal içinde hareketini sağlar ve dışarı atılmasına yardımcı olur. Seminal sıvı ile birlikte spermle üretraya(idrar kanalı) oradan da dışarıya atılır. Spermlerin oluşmasında ve olgunlaşmasında hormonlar etkilidir. Bu hormonlardan FSH ve LH hipofizden, testosteron ise testislerde bulunan leyding(intersitisyol hücrelerinden salgılanır. FSH, seminifer tüpçüklerde spermatogenezi başlatır. LH, seminifer tüpçüklerinde ara hücrelerden testosteron salgısını başlatır. Spermatogenezin devamını sağlar. Testosteron, spermlerin olgunlaşmasını sağlar. Aynı zamanda erkeğe ait ikincil eşeysel karakterlerin ortaya çıkmasını sağlar.

DİŞİDE ÜREME SİSTEMİ
Dişi üreme sistemi 4 kısımda incelenir.
Ovaryum( yumurtalık): Karın boşluğunun altında oval biçimli çift yapıdır.yumurta hücresini oluşturur.
Follopi tüpü(döllenme borusu): Bir ucu kirpikli huni bir ucu döl yatağına bağlı kanaldır. Döllenme burada gelişir.
Uterus(döl yatağı): Karın boşluğunun altında idrar torbasının arkasında yer alır. Düz kaslardan yapılı büyüyüp gelişebilen bir organdır. Embriyonun yerleşip geliştiği yerdir. Rahimde denir
Vajina: Uterusun alt ucunda bulunur. Kanal şeklinde yapıdır. Yumurtanın yada yavrunun dışarı atıldığı yerdir.
Yumurta yumurtalıkta bulunan folikülde oluşur. Folikül içi büyür ve içi sıvı ile dolar. Yumurta olgunlaşır. Folikül yırtılır ve yumurta dışarı atılır. Buna ovulasyon denir. Folikül hücreli ise yağ damlacıkları taşıyan sarı cisme(korpus luteuma) dönüşür. Korpus luteum üreme olaylarının düzenlenmesinde görevlidir. Ovulasyon sırasında ve sonrasında döl yatağı büyür, kalınlaşır, kan damarları çoğalır ve genişler. Bırakılan yumurta döllenme borusuna oradan da uterusa geçer. Döllenme olursa döllenmiş yumurta döl yatağına yerleşir ve gelişir. Döllenme olmazsa döl yatağının içi parçalanır. Ve döllenmemiş yumurta, döl yatağı parçaları, kan ve doku sıvısı vajina yoluyla dışarı atılır. Bu olaya regl olma (adet kanaması) denir. Bu olaylar her ay devam tekrarlanır. Buna mentruasyon periyodu denir.

Mentruasyon periyodu şu aşamalarda gerçekleşir.
Folikül evresi: Folikülün geliştiği evredir. Yeni bir yumurta olgunlaşır. 10-14 gün sürer. Döl yatağının iç kalınlaşmaya başlar.
Ovulasyon evresi: Olgunlaşan yumurtanın folikülden atıldığı evredir. Döl yatağının iç çeperi iyice kalınlaşır. Bol kan ve doku sıvısı ile dolar. Embriyonun gelişime hazır hale gelir.
Korpus luteum evresi: Folikül hücrelerinin sarı renkli korpus luteuma dönüştü evredir. 10-14 gün sürer. Korpus lueum embriyonun gelişiminde etkilidir. Serbest kalan yumurta, yumurta kanalıyla döl yatağına gider. Yumurta kanalından geçişi 4-5 gün sürer. Bu sırada yumurta spermle karşılaşırsa döllenme olur. Döllenen yumurta döl yatağına yerleşir. Gebelik olur. Menstruasyon periyodu durur.
Mentruasyon evresi: Yumurta döllenmemiş ise döl yatağı parçalanır. Döllenmemiş yumurta, kan, doku sıvısı ve döl yatağı parçaları vajinadan dışarı atılır.

Hipotalamusun salgıladığı RF hipofizi uyarır ve hipofizden FSH, LH,LTH ve oksitosin salgısını uyarır.
FSH, ovaryumdaki folikülün gelişimini ve gelişen folikülde yumurta oluşumunu sağlar. Ayrıca gelişen folikülden östrojen salgılatır.
Östrojen döl yatağının gelişimi sağlar. İkincil eşey karakterlerin ortaya çıkmasını sağlar. Süt bezi ve kanallarının gelişimin sağlar. Ayrıca hipofizi uyararak FSH salgısını azaltır ve yeni bir yumurta oluşumunu engeller.
LH, folikülün yırtılarak yumurtanın ovaryumdan atılmasını sağlar.yırtılan folikülün korpus luteuma dönüşmesini ve progesteron salgılamasını sağlar.
Progesteron korpus luteumun devamını sağlar. Döl yatağını embriyo gelişimi için hazırlar ve embriyonun döl yatağına tutunmasını sağlar.Süt ve süt kanallarının gelişimine yardımcı olur. Hipotalamusu etkileyerek LH salgısını azaltır. Ovulasyonu engelleyerek gebeliğin devamını sağlar.
LTH(Prolaktin) , korpus luteumun devamını sağlar. Annelik iç güdüsünü geliştirir. Süt bezlerinin gelişimi ve salgılanmasında etkilidir. Progesteron salgısını devam ettirerek embriyonun uterusa tutunmasını sağlar.
Oksitosin , döl yatağı kaslarını kasarak doğumu kolaylaştırır. Oluşan sütün salgılanmasını sağlar.

7 Mayıs 2007 Pazartesi

En iyi Uzun Atlamaci Pire


Sadece 3 mm. uzunluğunda olan Pulex irritans'lar (insan pireleri) 19.7 cm.'ye ulaşan yatay atlayışlar yapabillirler. Yani pireler kendi uzunluklarının 100 katındandaha uzun mesafelere atlayabilmektedirler. İşte pireler bu eşsiz sıçrama güçlerini, "rezilin" denilen lastiksi bir proteinden elde ederler. Rezilin gövdeyi sarıp destekleyen ve kasların hareket için dayanak yaptığı yapıları oluşturan dış iskelette öbekler halinde yer alır. Pire sıçramak istediğinde arka bacaklarındaki kaslarını gerer. Bu da, kasların bağlı olduğu üst derideki bir
rezilin öbeğini sıkıştırır. Daha sonra bu enerji, bir anda tümüyle boşalarak arka bacaklara büyük bir yaylanma gücü sağlar ve pireyi havaya fırlatır.


Görsel Bilim ve Teknik Ans, Cilt 4, s.1118

kaynak:Popüler Bilgi

(Paramesyum (=Terliksi Hayvan) Video Görüntüsü



Silli bir organizma olan paramesyumun (terliksi hayvan) mikroskoptaki görüntüsü.

Tek hücrelidirler.Ökaryottur.Protista aleminde yer almaktadır.Hareket organları sil olduğu için silliler grubuna girerler.Tatlı ve tuzlu suda yaşayan türleri vardır.Hücre zarlarının dışında Pelikula adı verilen koruyucu bir tabaka taşırlar.İki çekirdeklidir.Çekirdeklerden büyük olan hücrenin hayatsal faaliyetlerini kontrol ederken,küçük olan bölünmeyi kontrol eder.Hücre zarının içe doğru yapmış olduğu bir çöküntüyle ağız boşluğu taşırlar.Hepsi heterotroftur. Genellikle besini fagositoz , pinositoz yoluyla alırlar.Kontraktil koful taşırlar.Paramesyumda oksijenin alımı difüzyonla,suyun girişi osmozla gerçekleşirken.İçerideki suyun dışarı atılımı aktif taşıma ile gerçekleşir.Su ile boşaltım artığı olan amonyakta dışarı atıldığı için kontraktil koful homeostasi organel olarak kullanılır.Paramesyum da ökaryot hücrelerde bulunan bütün organeller bulunmaktadır.

Anti-oksidan nedir?

Yaşamımız boyunca mükemmel işleyişine akıl sır erdiremediğimiz vücudumuz belli bir yaştan sonra ihanet eder ve toksit maddeler, cildin kolejen tabakasını tahrip eden serbest radikaller ve karbon monoksit gibi zararlı gazlar oluşturarak yaşlanma sürecini başlatır. Bitkilerdeki bazı vitaminlerin bu süreci azaltıcı etkisi vardır. Bir nevi vücuttaki paslanmayı giderirler. Hakkında uzun süredir araştırmalar yapılan, kongreler düzenlenlenen söz konusu vitaminler, geçtiğimiz yıllarda bir başlık altında toplanmış ve anti-oksidan (paslanmayı geciktirici) adını almıştır. Anti oksidanların tıbben etkisi kanıtlandıktan sonra kozmetik sektörünün bundan faydalanmaması kaçınılmazdı tabii. Birbiri ardına üretilen serbest radikalleri önleyici, zengin E vitamini içeren bakım kremleri anti oksidanların sadece beslenme yoluyla alınmasıyla ibaret olmaktan çıkarttı.
Etkileri
Vücudumuzun kendini tahrip etme özelliği olduğu gibi savunma mekanizmasından ileri gelen tedavi özelliği de mevcut. Bunu daha da pekiştiren ve dirençli olmamızı sağlayan besinler (özellikle vitaminler), bileşimindeki paslanmayı önleyici maddelerle serbest radikallerin ve toksinlerin oluşumunu engelliyor ve yaşlanmayı yavaşlatıyor. Daha da önemlisi başta kanser olmak üzere birçok hastalığın oluşumunu engelliyor. Vücudun hücre koruma sistemleri içinde önemli bir yere sahip olan anti –oksidanlar, bu görevi belirgin hücre hasarlarına yol açabilen maddeleri etkisizleştirerek gerçekleştirirler.
Nelerde bulunur?
Belirttiğimiz gibi A, C ve E vitaminlerinde bulunan anti-oksidanları gruplandıracak olursak;
A vitamini: Koyu renkli yapraklı bitkiler, ıspanak, havuç
C vitamini: Trunçgiller, çilek, brokoli, lahana, patates, maydonoz ve çok sayıda meyva, sebze E vitamini: Kuruyemişler, bazı bitkisel yağlar ve lifli yeşil besinler
Garantili güzellik için E vitamini
Uzmanlar, canlı, parlak, ışıl ışıl bir cilt için E vitamininin etkisinin inkar edilmemesi gerektiğini söylüyor. Bunun bilincinde olan kozmetik firmaları da zaten bu vitaminden çokça yararlanıyor. Hemen hemen her bakım kremiminin içeriğinde yer alan E vitamini, cildin en alt hücrelerine kadar nüfus ederek erken yaşlanmayı önleyici, parlaklaştırıcı ve canylandırıcı bir etki yapıyor. E vitaminin marifetleri bununla da sınırlı değil. Amerikalı uzmanların yaptıkları araştırmalara göre; hava kirliliği ve sigaraya bağlı olarak tahrip olan hücrelerin yenilenmesin dede önemli bir yere sahip olan E vitamini aynı zamanda beyin ve bağışıklık sisteminin yenilenmesinde de son derece etkili. Arizona Üniversitesi’nin yaptığı bir araştırmaya göre ise E vitamini verilen hayvanların akranlarına göre daha genç göründükleri ve daha uzun ömürlü oldukları kanıtlanmış. Bunun nedeni ise vitaminin, yaşlılılkla azalan bir protein çeşitinin yok olmasını engellemesi.
Ne kadar alınmalı?
Uzmanlar, hergün alınan sebze ve meyvelerin günlük anti-oksidan ihtiyacını karşılamadığında hemfikir. Yapılan araştırmalar gösteriyor ki, vitaminden zengin sebze ve meyvelerden günde en az beş öğün yemek gerekiyor. Bu nedenle vitaminler hap olarak da alınabilir. Ayrıca düzenli beslenilse bile, bazı hatalı alışkanlıklar, vücudumuzdaki vitaminleri hızla tüketmekte. Sigara, aşırı alkol, stres bu etkilerin başında geliyor. İngiltere’de yapılan bir araştırmaya göre, en az iki yıl süreyle 200 ünite E vitamini alan kişilerin kalp ve damar hastalıklarına yakalanma risklerinin bu vitaminleri almayanlara oranla yüzde 41 daha az olduğu görülmüştür.
Bunlar yaşlılığı durdurur:
Kahvaltılık tahıl: Yulaf, kara buğday gevreği, buğday ya da pirinç gevreği
Süt ürünleri: Soya sütü, gravyer, permesan peynirleri ve yoğurt.
Ekmek çeşitleri: Kara ekmek, tahıllı ekmek, arpa, yulaf ve çavdar ekmeği
Sebze, baklagiller: Brokoli, lahana, havuç, ıspanak, bal kabağı, domates, tere, bezelye, nohut, mercimek, semizotu, mısır, avakado, pırasa, soya.
Tahıllar: Bulgur, esmer pirinç, basmati pirinci.
Balık ve kabuklu deniz ürünleri: Somon, alabalık, barbunya, istiridye, karides, uskumru, kalkan.
Meyve ve tatlılar: Kayısı, muz, kiraz, elma, çilek, pembe greyfurt, mango, kavun, karpuz, üzüm, dut, kuru meyveler, ceviz, badem, fındık.
Alkolsüz içecekler: Çorbalar, çay ve yeşil çay
Alkollü içecekler: Kırmızı şarap
Yağlar: Zeytinyağı
Bunlar yaşlandırır:
Mısır gevreği, demirle zenginleştirilmiş tahıllar Yağlı peynirler, demirle zenginleştirilmiş süt Beyaz ekmek, bisküvi, turta, pizza. Beyin, böbrek, sosis, salam, füme jambon, Kızarmış patates, cips, hormonlu sebzeler Düdüklü tencerede pişirilmiş beyaz pirinç Turna balığı, kılıç, ton, ançuez, köpek balığı, tuzlanmış balık. Şuruplu meyveler, reçel, çikolata, bal, dondurma, tereyağ, hindistan cevizi Kahve, şurup, hazır çorbalar. Kristal şişelerde saklanan alkollü içecekler Tereyağ, taze krema, margarin, kızartma yağları, doymuş yağlar.
İdeal beslenme için:
Günde bir kez: Yeşil salata, sebze, tahıl, baklagiller.
Günde iki kez: Çiğ sebze, kepek ekmeği, bir kadeh şarap
Günde üç kez: Yoğurt
Günde beş kez: Meyve, çay, maden suyu, çorba
Günde 12 tane: Fındık ya da badem
Haftada bir kez: Kırmızı et
Haftada iki kez: Yağlı balık
Haftada üç kez: Yağsğz balık, beyaz et, karaciğer
Haftada üç dört kez: Çiftlik yumurtası
Haftada yedi kez: Soğan, sarmısak, mercimek
kaynak:Dr. Abdurrahman ÇAMLI

Vitaminler

Vitaminler sağlığımız için gerekli olan elzem organik öğelerdir. Vitamin latin kökenli kelimedir, 'vita' (yaşam) ve 'amin' (azot içerikli bileşim) anlamına gelmektedir. İnsan vücudunda üretilmedikleri için besinlerle alınmak zorundadırlar.
Sağlıklı bir yaşam için bedenimizin 13 vitamin türüne ihtiyacı vardır. Sahip oldukları etki mekanizmalarına göre her vitaminin günde alınması gereken dozu farklıdır.Yetişkin bir insanın günlük doz ihtiyacı tüm vitaminler için ortalama olarak 10 mg kadardır. Yalnızca C vitamini aşağı yukarı 70 mg olarak alınmalıdır. Sigara içen kişilerde C vitamini ihtiyacı 100 mg kadardır.
Vitaminler yağda eriyen ve suda eriyen olmak üzere 2 ana gruba ayrılır: A, D, E ve K vitamininden oluşan yağda eriyen vitaminler sentezleri için kolesterol gerektiren , yağ dokusunda depolanabilen ve ihtiyaç anında salınabilen vitaminlerdir. B vitamin kompleksleri ailesinden ve C vitamininden oluşan suda eriyen vitaminler ise vücutta depolanamazlar ve her gün belirli miktarlarda dışarıdan alınmaları gerekmektedir.


Vitamin A: Yağda eriyen vitaminlerdendir. A vitaminin yapıtaşı beta karotendir ve kanser, damar, sertliği ve katarakt gibi hastalıkları önlediği yolunda önemli bulgular elde edilmiştir. Beta Karoten ve diğer karotenoidler yeşil yapraklı ve sarı sebzelerde ve tahıllarda bulunur. Sağlıklı deri ve saçlar, diş ve kemik gelişimi, bağışıklık sisteminin kuvvetlenmesi gibi fonksiyonları var. Balıkyağında, karaciğerde, tereyağı ve kremada, peynirde, yumurta sarısında A vitamini bulunur. Retinol Equivalant ile ölçülür. A vitamini gereksinimi kadınlarda 4000, erkeklerde ise 5000 ünitedir. Aşırı miktarda alındığında bulantı, kusma, baş ağrısı, iştahsızlık, görme bozukluğu ve eklem ağrılarına, hamilelik sırasında ise bebekte sakatlıklara yol açabilmekte. Eksik miktarda alındığında diş, dişeti ve kemiklerde deformeler, bağışıklık sisteminin zayıflaması, göz kuruluğu, gece körlüğü, yorgunluk gibi rahatsızlıklar ortaya çıkabilir.

Vitamin D: Yağda eriyen vitaminlerdendir. Daha çok iki şekilde bulunur. D2 vitamini ışınlanmış mayalarda ve D3 vitamini ise insan derisinde güneş ışığı ile temas sonucu ortaya çıkar ve çok balık yağında ve yumurta sarısında gibi besin kaynaklarıyla alınmakta. D vitamini eksikliği raşitizm hastalığına, kronik kalp yetmezliğine, osteomalazi hastalığına neden olduğu bilinmektedir. Bedenimiz, ihtiyacı olan D vitamininin % 77-90'ını güneş ışığıyla diğer kısmını da besinlerle alır.Ancak uzmanlar D vitamini için güneşe alternatif olabilecek bazı önerilerde bulunuyorlar:1. Günde 400 ünite D vitamini içeren multivitamin alın.2. D vitamini içeren süt, ekmek, somon balığı gibi besinleri bolca tüketin.3. Haftada 3 defa 5-10 dakika güneşten koruyucu bir ürün kullanmadan yüzünüzü ve kollarınızı güneşlendirin. Aşırı dozda alınan D vitamini mide bulantısı ve kusma, düzensiz kalp atışı, iştah kaybı, böbrek hasarları gibi ters etkilere yol açmakta.

Vitamin E: Yağda eriyen vitaminlerdendir. Bitkisel yağlar ve buğday tanesi en iyi kaynağıdır. E vitamininin diğer ilaçlarla birlikte kullanıldığında parkinson hastalığında olumlu etkiler gösterdiği, kalp krizlerinde hasarların azaltılmasında yararlı olduğu ve yaşlılarda bağışıklığı arttırdığı bilinmektedir. Günlük Vitamin E ihtiyacı kadınlarda 12, erkeklerde ise 15 mg olarak tespit edilmiştir. Eksik vitamin alımlarında kalp hastalıkları ve kanser riski artmakta, konsantrasyon bozukluğu, düşük tiroit hormonu seviyesi, sinir bozukluğu, uyuşukluk, anemi, bağışıklık sisteminde zayıflama gibi rahatsızlıklar görülmektedir.

Vitamin K: Yağda eriyen vitaminlerdendir. Lahana, karnabahar, ıspanak ve diğer yeşil sebzelerde, soya fasulyesi ve tahıllarda bulunur. K vitamini ihtiyacı daha çok antibiyotik tedavisi sırasında bağırsak bakterilerinin üretimi engellendiğinde ortaya çıkmakta.

Vitamin B1: B1 vitamini de suda eriyen vitaminler sınıfındandır. Merkezi sinir sistemi sağlığını korumakta önemli bir rol oynar. B1 vitamini gereksinimi yaş, metabolizma durumu, bağırsak florasındaki bakteri üretimi, besinlerde vitamini indirgeyen enzimlerin varlığına göre değişmekte. B1 vitamini açısından zengin besinler, kuru fasulye, yumurta, bira mayası, bütün hububatlar, kahverengi pirinç ve deniz ürünleridir. B1 vitamininin uzun süre eksikliği kaslarının zayıflamasına ve körelmesine sebep veren beriberi hastalığına yol açmaktadır.

Vitamin B2: B2 vitamini badem, bira mayası, peynir, tavuk, buğday, böbrek gibi besinlerde bulunmakta. B2 vitamini, besinleri enerjiye dönüştürdüğü gibi alyuvarların oluşmasını da sağlamakta. Ayrıca derinin ve gözlerin sağlığını da korur. Enfeksiyon, alkolizm, yanık, mide ve karaciğer hastalıkları tedavisine yardımcı olur. Eksik alındığında ciltte kaşıntı, öğrenme güçlüğü, uykusuzluk, dil ve dudaklarda iltihaplanmalar. Işığa duyarlı gözler, gözlerde yanma ve kaşıntı gibi rahatsızlıklar ortaya çıkabilir.

Vitamin B3: Sığır eti, brokoli, karnabahar, havuç, peynir, mısır unu, yumurta,balık, süt, patates, domates gibi besinlerde bulunur. B3 vitamini kan dolaşımını düzenler, sağlıklı bir deri sağlar, zihinsel hastalıkları tedavi eder. Eksikliğinde pollegra hastalığı oluşur. Aşırı doz alımı ciltte kızarmalara, yanmalara, kusma ve kaşıntıya neden olur.

Vitamin B5: Dana eti, karaciğer, balık, tavuk, yumurta, peynir, fasulye, tüm tahıllar, hububatlar, karnabahar, bezelye, avokado, patates, mısır, kuru yemişler gibi gıdalarda bulunur. Yiyecekleri enerjiye dönüştürür, büyüme ve gelişmeyi sağlar, böbrek üstü bezinin fonksiyonunu destekler ve mide ülseri, alkolizm gibi hastalıların tedavisinde kullanılır. Yüksek doz alımlarında su kaybı ve ishale yol açar.

Vitamin B6: B6 vitamini ihtiyacı, tavuk, balık, ıspanak, patates, muz, kepekli ekmek ve kuruyemiş gibi besinlerle karşılanabilmektedir. Bağışıklık sistemini güçlendirir, kolesterol birikimine engel olarak kalbi korur, böbrek taşı oluşumunu engeller. Önerilen günlük doz 2 mg dır. Yüksek dozda alınması yaşlılarda bağışıklık sistemini güçlendirdiği gibi bazı sinir sorunlarını da iyileştirse de 6 ay süreyle günde 100 mg'dan fazlası sinirleri tahrip edebilir.

Vitamin B12: Hayvansal gıdalarda bulunur. Vejetaryenlerin mutlaka başka kaynaklardan B12 vitamini almaları gerekir. Sinir hücrelerinin büyümesi ve tüm hücrelerin tamirinde önemli rol oynar. Eksik vitamin alımı uyuşukluk, unutkanlık, yorgunluk, sinir bozukluklarına neden olabilir.

Vitamin C: Domates, taze biber ve portakal, limon gibi tüm yeşil sebze ve meyveler C vitamini deposudur. C vitamini eksikliği cilt ve kaslarda kanama, dişeti iltihabı ve kasların zayıflamasına yol açan iskorbüt hastalığını doğurabildiği gibi ilkbahar yorgunluğu ve bağışıklık hastalıklarını da yol açabiliyor. Bebekler için önerilen günlük C vitamin dozu 30 mg dır. Yetişkinlere 70 mg olarak önerilen günlük doz ihtiyacı hamilelik, stres ve ateşli hastalık durumlarında yükselmektedir. Sigara içen kişilerde C vitamini ihtiyacı 100 mg kadardır.
kaynak:güzellik ve bakım .blogcu

5 Mayıs 2007 Cumartesi

Baraj Mühendisi Kunduzlar

Kunduzlar, gerçek bir mühendis gibi hesaplar yapar ve tıpkı usta bir inşaat işçisi gibi çalışarak, olağanüstü bir tasarıma sahip yuvalar inşa ederler. Ayrıca, aynı akıl almaz ustalıkla, yuvalarını inşa edecekleri akarsuyun hızını kesecek barajlar kurarlar. Bunun için ise oldukça yorucu ve birkaç aşamalı işler yaparlar. Öncelikle, hem beslenebilmek hem de barajın ve yuvanın inşasında kullanabilmek için bol miktarda ağaç kütüğü ve dal elde etmeleri gerekir. Bunun için ağaçları dişleri ile kemirerek yere devirirler. Ancak bu kesme işlemi sırasında önemli bir hesaplama yaptıkları gözlemlenmiştir: Kunduzlar genellikle rüzgarın su kenarına doğru estiği yerlerde çalışmayı tercih ederler. Böylece kunduzların kemirdikleri ağaçlar suyun bulunduğu yöne devrilirler ve bu, kunduzların kütükleri taşımalarında büyük kolaylık sağlar.

Kunduz yuvaları oldukça detaylı bir tasarıma sahiptir. Her kunduz yuvasının iki sualtı girişi, su düzeyinin hemen üstünde bir beslenme odası, daha yukarı bir düzeyde kuru bir uyuma odası ve bir havalandırma kanalı bulunur.








Solda bir kunduz, yuvası için gereken barajı inşa ederken görülüyor.

Kunduzlar, topladıkları malzemeleri üst üste yığarak yuvalarının dış cephesini oluştururlar. Ancak, bu malzeme yığınında hiçbir delik veya yarık kalmamasına büyük özen gösterir, dallarla veya çamurla bunları kapatırlar.

Bu yuvayı oluşturan malzeme, yuvayı erozyondan korur ve soğuğu dışarıda tutar. Kış iyi bir kar örtüsü sağladığından, dışarıdaki sıcaklık –35°C'ye bile
düşse yuvanın içindeki sıcaklık donma noktasının üstünde kalır. Kunduzlar ayrıca kışın besinsiz kalmamak için yuvalarının yanında gizli bir sualtı yiyecek deposu bulundururlar.

Bu arada kunduzlar, birbirlerine ağlarla bağlanmış, genişliği 1 metre kadar
olan kanallar açar ve bu kanallar aracılığı ile yüzlerce metre ilerideki kuru ve daha yüksek alanlara çıkabilirler. Bu su kanallarının asıl amacı kunduzların besinlerini sağladıkları ağaçlara ulaşabilmeleridir.








Kunduzun mimari bir başarıyla inşa ettiği yuvasının
çizim resmi.

Kunduzların inşa ettikleri barajlar da, bitkiler ve taşların yığılmasıyla yuvanın yapılışına benzer bir yöntemle yapılır. Kunduzlar iki kıyı arasında uzun üçgen bir dal yığınıoluşturanakadar dalları birbirine bağlarlar. Malzeme yığmak ve yarıkları doldurmak içinkümeyi tırmanıp aşarak, akıntıya karşı yönde çalışırlar. Suyun barajı aştığı ya da aralarda boşaldığı yerlere çamur veya dal eklerler. Böylelikle baraj, sığ bir akarsuyu derin bir havuza dönüştürür. Bu da kunduzlara kış için yiyeceklerini depolayabilecekleri bir yer sağlar, yüzebilecekleri suyun alanını genişletip, yiyecek ve inşaat malzemesi taşımayı
kolaylaştırır. Ayrıca yuvalarının da güvenli birer sığınak olmasını sağlar. Aynı, hendekle çevrili kaleler gibi kunduzların evlerinin de saldırıya uğraması neredeyse imkansızdır. 1



Burada kısaca özetlediğimiz kunduzların bu davranışlarının her aşaması akıl, plan,
hesap ve bilgi içermektedir. Ancak tüm bu özellikleri kunduzlara ait olarak değerlendirmek elbetteki mantıklı bir çıkarım olmayacaktır. Çünkü kunduz bilinci olmayan, dolayısıyla hiçbir akıl gösterisinde bulunamayacak bir hayvandır. Öyle ise kunduzun bu davranışlarının nereden kaynaklandığı sorusunun bir açıklaması
bulunmalıdır. Bu akıl ve plan kunduzun kendisine ait değilse kime aittir? Elbette kunduzların ve ileride sayısız örneğini göreceğimiz tüm canlıların üstün özelliklerini ortaya çıkaran, onlara akılcı planlar yaptıran, onları yaratan ve tüm bunları ilham ile emreden, sonsuz akıl ve kudret sahibi olan Allah'tır.

1-John Sparks, The Discovery of Animal Behavior, Little Brown
and Company, Boston 1982, s.114-117,
kaynak:Popüler Bilgi

Dört Yüzgecinin Üzerinde Yürüyen Balık





Kırmızı dudaklı yarasa balığı dünyadaki dört yüzgecinin üzerinde yürüyen tek balıktır. Yürümek için tasarlanmış yüzgeçleri, tuhaf görünüşlü burnu ve büyük kırmızı dudakları ile balığın son derece ilginç bir görünümü vardır.

Yarasa balıklarının kumun üzerinde bir insanın yürümesi gibi dolaşabilmelerini sağlayan organları göğüs yüzgeçleridir. Bu yüzgeçlerini kullanarak yarasa balıkları okyanus zemininde rahatça ayakta durabilir ve yüzgeç uçlarının üzerinde yürürler. Fener balıklarında olduğu gibi yarasa balıklarının da burunlarının altında, diğer balıkları kandırmak için olta olarak kullandıkları küçük deri parçaları vardır. Yarasa balıkları etçil hayvanlardır. Bu oltayı kullanarak diğer balıkları, yengeçleri, kurtçukları ve deniz taraklarını yerler.


Dolphin Log, September 1994, s.12-13

Kaynak:Popüler Bilgi


Uzaydan Hücreye Yolculuk

10 milyon ışık yılı uzaklıktan, yeryüzünde ki bitkinin hücrelerine doğru yapılan video çekimi

Destek ve Hareket Sistemi

İSKELET SİSTEMİ

Canlı vücuduna belli bir şekil veren ve yumuşak organları koruyan,vücuda diklik ve sertlik sağlayan destek dokular iskelet sistemini oluşturur.Bitkilerde pek doku ve sert doku ,hayvanlarda ise kas ve kemik doku destek sistemini oluşturur.

Bir Hücrelilerde Destek ve Hareket Sistemi
Bir hücrelilerde organik maddee silisyum oksit,kalsiyum karbonat gibi inorganik maddelerin oluşturduğu salgı,destek yapılarını oluşturur.Bir hücrelilerde genellikle dış iskelet yapısı görülür.Bir hücrelilerde hareket kamçılar,siller,yalancı ayaklarla gerçekleştirilir.
Amip:Yalancı ayak
Öglena:Kamçı
Paramesyum:Sillerle

Taksi (Yer Değiştirme=Göçüm)Hareketleri:Bir hücreliler aktif olarak göçüm hareketi yaparlar.Taksi hareketi uyarana bağlı olarak ya uyaran yönünde (taksi +) ya da uyarana zıt yönde (taksi -)gerçekleşir.
Örneğin,Öglenanın ışığa yönelmesi (+)fototaksidir.
Paramesyumun kimyasal maddeden kaçması (-)kemotaksidir.

Bitkilerde Destek ve Hareket
Selüloz çeper bitkiye şekil kazandırma ve desteklik görevi yapar.Ayrıca turgor basıncıda desteklikte etkilidir.Susuz kalan bir bitkinin,turgor basıncı düşünce, yaprakları buruşur,çiçekleri solar,ancak su verilince tekrar eski haline döner.Bitkilerde desteklik görevi yapan pek ve sert dokular bulunur.Hücre çeperi pektin ve selülozla kalınlaşarak pek dokuyu(kollekima),lignin birikerek sert dokuyu oluşturur.Yine bitkilerde iletim demetleride destekliğe yardımcı olurlar.

Bitkide Hareket:
Bitkiler bir uyarı olduğu zaman durum değiştirme hareketi yaparlar.Bu hareketlere irkilme hareketleri denir.Bitkilerde irkilme uyarılma yönüne bağlı olursa tropizma(=yönelme),uyaranın yönüne bağlı olmazsa nasti(=ırganım)hareketleri adını alır.


Tropizma Hareketleri
a-Fototropizma:Bitkinin yaprak veya gövdesinin ışığa yönelmesi (+)fototropizma,kökün ışıktan kaçması(+)fototrpizmadır.
b-Jeotropizma:Kökün yerçekimi doğrultusunda büyümesi (+)jeotropizma,gövdenin yerçekimine zıt büryümesi (-)jeotropizmadır
c-Higrotropizma:Bitki kökünün nemli topraktaki suya yönelmesi (+)higrotropizmadır.
d-Kemotropizma:Bitki kökünün gübreye yönelmesi (+) kemotropizmadır,asitten kaçması ise (-)kemotropizmadır.
e-Termotropizma:Isıya yönelim olayı termotropizmadır.
f-Traumatropizma:Yaraya yönelim olayıdır.
g-Haptotropizma:Engele yönelim hareketidir.Sarmaşıkların dokunduğu yere sarılması(+)haptotropizma,köklerin engellerden kaçması(-)haptotropizmadır.

Nasti Hareketleri
a-Termonasti:Ortam sıcaklığına bağlı ırganım hareketleridir.Lale bitkisinde hava sıcaklığının düşük olduğu günün ilk saatlerinde kapalı,öğlen saatlerinde açık olması
b-Sismonasti:Küstüm otunun sarsıntıyla yapraklarını bir yönde kapatması
c-Tigmonasti:Böcekcçil bitkilerin böcek yakalamak için yapraklarını kapatması
d-Fotonasti:Sarmaşık bitkilerinde ışık varlığında çiçeklerin açılması,ışık yokken çiçeklerin kapanması

Omurgasız Hayvanlarda Destek ve Hareket Sistemi

Süngerlerde:Silisyumoksit ve kalsiyumkarbonat kristallerinden oluşmuş iç iskelet bulunur.

Halkalı Solucanlarda:Hidrolik iskelet bulun ur.Vücut sıvısı ile kas desteklik sağlar.

Yumuşakçalarda:Vücudu örten sert bir kabuk bulunur.Bu kabuğa dış iskelet denir.İskelet kalsiyumkarbonat (kalker) oluşur.Dış iskelet koruyucudur.Ancak ağırdır,hareketi zorlaştırır.Yumuşakçalarda kabuk değiştirme yoktur.Kabuk kenarlardan halkalar şeklinde eklenerek büyür.

Eklembacaklılarda:Protein,lipit,kitin ve kalsiyum karbonattan oluşmuş bir dış iskelet bulunur.Bu iskelete kaslar içten bağlanır.Bu iskelet büyümeye engel olmaz çünkü zaman zaman atılarak yeni bir iskelet salgılanır.

Derisidikenlilerde:Deri altında kalkerden oluşmuş bir iç iskelet bulunur.Vücut yüzeyindeki bu dikenler iç iskelete bağlanırlar.

Dış İskeletin Özellikleri:

  • Vücut dışında sertleşmiş kısımdır.
  • Üzerinde vücut örtüsü yoktur.
  • Kara hayvanlarında hem koruyucu hem de su kaybını önleyicidir.
  • Kaslar iskelete içten bağlanır.
  • Hareketi zorlaştırır.

İç İskeletin Özellikleri:

  • Vücut içinde sertleşmiş kısımdır.
  • Üzerinde vücut örüntüsü bulunur.
  • Hareketi kolaylaştırır.Kaslar iskelete dıştan bağlanır.
  • Büyümeye engel değildir.


İnsanda Destek ve Hareket Sistemi
İnsanda hareket,kas,kemik ve eklemlerin birlikte çalışmasıyla gerçekleşir.
1.Kemik Yapısı Ve Çeşitleri:
İnsan iskeletinde kemikler periost denilen kemik zarı ile sarılıdır.Bu zar kemiğin kalınlaşmasını,beslenmesini ve onarımını sağlar.Tüm kemik çeşitlerinde sert kemik doku ve süngerimsi kemik doku bulunur.Süngerimsi kemik dokuda kırmızı kemik iliği bulunur.Uzun kemiklerin gövde kısmında ise ilik kanalı denilen bir boşluk ve bu boşlukta da sarı kemik iliği bulunur.Sarı kemik iliğinde bol miktarda kan damarı mevcuttur ve burada akyuvar çeşitleri üretilir.
a-Uzun Kemikler:İki ucu şişkin,silindir şeklindeki kemiklerdir.Kol ve bacaklarda görülür.Bu kemiklerin şişkin bölgelerinde kırmızı,gövdedeki kanalda ise sarı ilik bulunur.
b-Kısa Kemikler:Genişliği ve eni aynı olan kemiklerdir.Kısa kemiklerde kemik kanalı bulunmaz.Omurgadaki omurlar,el ve ayak bileklerindeki kemikler örnek olarak verilebilirler.
c-Yassı Kemikler:Genişliği fazla olan kemiklerdir.Göğüs kemiği,kaburga kemikleri,leğen kemiği,kürek kemiği ve kafatası kemikleri yassı kemiklerdendir.
d-Düzensiz Şekilli Kemikler:Yüz kemikleri ve kulaktaki çekiç,örs,üzengi kemikleri örnek verilebilir.

Baş İskeleti: 22
Gövde iskeleti: 65
Üyeler iskeleti: 120
Toplam: 207 kemik bulunur.




Eklem yapısı ve çeşitleri

Kemikler yan yana ve uç uca geldiklerinde görevlerine ve hareket durmlarına göre aralarında bağlantı yaparlar.

Oynamaz Eklemler:Kafatası gibi iskeletin hareket etmeyen kısımlarındaki kemiklerde görülürler.Kemikler çok sıkı şekilde girinti ve çıkıntılarla birbirlerine bağlanırlar. Bu eklem yapısında eklem sıvısı yoktur.Örn:Kafatası kemikleri

Yarı Oynar Eklemler:Hareketleri sınırlı olan eklemlerdir.Örn:omurlar (omurlar ayrıca ligamentlerle birbirlerine bağlanırlar.),çene kemiği.

Oynar Eklemler:Hareketli eklemlerdir.Bu eklemlerde iki kemik arasında sinoviyal boşluk ve boşlukta da sinoviyal sıvı olduğundan kemikler serbestçe hareket ederler.Sinoviyal boşluk içinde sinoviyal zar vardır.Bu zar kan ve lenf damarlarından sinoviyal sıvıyı süzmeye yarar.Eklemin üzerinde,eklemi koruyan eklem kapsülü bulunur.

Kemiğin Oluşumu:Kemiklerin oluşumunda kalsiyum,fosfat oranları (tiroit-paratiroit hormonları),beslenme ile alınan mineraller,deriden salgılanan hormonlar (Dvitamini oluşumu) ve genetik faftörler kemiğin oluşumunda etkilidir.

Parathormon
Paratiroid Bezi-------------------> Kan'da kalsiyum az ise ,
Kalsitonin
Tiroid Bezi -----------------------> Kanda kalsiyum fazla ise,
Parathormon,kanda kalsiyum azalınca kemikten kana kalsiyum geçişini hızlandırır.
Kalsitonin,Kanda kalsiyum artınca kandan kemiğe kalsiyum geçişini sağlar.


KAS SİSTEMİ:
Kasların Özellikleri

  • Kas hücreleri birleşerek kas liflerini,kas lifleride birleşerek kas dokuyu oluşturur.
  • Kaslar kasılma ve gevşeme özelliğine sahip olup iskeleti hareket ettirir ve vücudun yaklaşık yarısını oluştururlar.
  • Kaslar kimyasal enerjiyi hareket enerjisine çevirerek organları çalıştırır, ve vücudu hareket ettirirler.
  • Kaslar bulundukları yere göre ve yapacakları işe göre yassı,iğ ve halkasal olmak üzere üç çeşittir.
    Ağızda,bağırsaklarda halkasal.
    Kol ve bacak kemikleri çevresinde iğ (mekik) şekilli.
    Göğüste yassı şekilli kaslar bulunur.

    Kaslar üç çeşittir:
    Düz Kaslar
  • Otonom sinir sistemine bağlıdır.
  • Hareketleri yavaş,uzun süreli ve ritmiktir.
  • İstemsizdirler.
  • Mekik şeklinde,ince ve uzun yapılıdırlar.
  • Tek çekirdekli,beyaz renklidirler.
  • Genelde iç organlarda bulunurlar.

Çizgili Kaslar

  • Merkezi sinir sistemine bağlıdır.
  • Hareketleri hızlı ve kısa sürelidir.
  • İstemli çalışırlar.
  • Silindirik yapılıdırlar.
  • Çok çekirdekli ve kımızı renklidirler.
  • Genelde iskelet kaslarında bulunurlar.

Kalp Kası

  • Otonom sinir sistemine bağlıdır.
  • Yavaş,uzun süreli ve ritmik çalışır.
  • İstemsiz hareket ederler.

3 Mayıs 2007 Perşembe

Güneş'i hiç böyle görmediniz!


Amerikan Uzay ve Havacılık Dairesi NASA, Stereo adı verilen ikiz uzay araçlarından gelen güneşin ilk üç boyutlu görüntülerini gösterdi.

Güneş fırtınalarını daha iyi anlamayı ve Dünya'ya etkilerini öngörmeyi sağlayacak her biri bir golf aracı büyüklüğünde ve 620'şer kilogram ağırlığındaki uzay araçları Florida'daki Cape Canaveral'daki askeri üsten Ekim ayında fırlatılmış ve güneşin yörüngesine girmişti.


Nasa'dan yapılan açıklamada, ikiz araçların birbirlerinden yılda 45 derece uzaklaştığı ve şimdi de stereografik (izdüşümle bir ekran üzerine alınan görüntülerin gövdelenmiş olarak gösterilmesi biçimi) ölçüler almaya olanak sağlayacak konumlarını kaydetmeye başladıkları belirtildi.

Açıklamada, Stereo'nun başlıca amacının, uçakların ve uzay araçlarının bütün iletişim sistemlerini etkileyen, dünyadaki elektrik dağıtımını bozan ve uzaydaki astronotlar için tehlike oluşturan güneşte meydana gelen fırtınaları izlemek olduğu hatırlatıldı.

Nasa'nın bilimsel proje şefi Michael Kaiser, ''Meteorologlar belirgin olarak bir hafta önceden bilmeye muktedirler, biz de güneş fırtınalarıyla ilgili aynısını yapmak istiyoruz. Stereo, bizlere güneş fırtınalarını daha ayrıntılı biçimde inceleme olanağı sağlayarak, bu amaç için yeni aşamayı
temsil ediyor'' dedi.2 yıllık görevleri boyunca bu iki uzay aracı, güneş fırtınalarının oluşum sürecini izleyecek.

kaynak:GazeteTurk.com

Buzul görmek hayal olacak


ABD'li bilim adamları, buzulların sanılandan 3 kat hızlı eridiğini, erime hızının yüzde 2.5 değil, 7.8 olduğunu açıkladı. Uzmanlara göre, 2050'de buzul görmek hayal olacak

Ulusal Atmosfer Gözlemleri Merkezi ve Colorado Üniversitesi'ne bağlı bir grup ABD'li bilim adamı, buzulların sanılandan 3 kat daha hızlı eridiğini açıkladı.
Bilim adamları, son gözlem ve testlerin, bilgisayar ortamında
gerçekleştirilen sanal çalışmalara oranla çok daha net bir tablo ortaya koyduğunu kaydederek, önceki tahminlerin gerçeği yansıtmadığını iddia ettiler.
Uçak ve gemi aracılığıyla yapılan doğrudan gözlemlerin yanı sıra uydu verileri kullanılarak gerçekleştirilen çalışmada, Kuzey Kutup Dairesi'nde bulunan buzulların 1953-2006 yılları arasında ortalama yüzde 7.8 oranında küçüldüğü tespit edildi. Bu oran, Birleşmiş Milletler'e bağlı Hükümetlerarası İklim Değişikliği Konseyi'nce ortalama yüzde 2.5 olarak kayda geçirilmişti.
Bilim adamları, konseyin verilerinin 30 yıl öncesini resmettiğini, durumun sanılandan çok daha vahim olduğunu belirttiler.

Kaynak:GazeteTurk.com


Kutup Ayılarının Buzdan Sığınakları


Antarktika 'nın soğuk ikliminde yaşayan dişi kutup ayıları, eğer hamilelerse veya yavruları varsa kendilerine kar yığınlarının altında yuva yaparlar. Aksi takdirde yuvada yaşamazlar. Yavrular genellikle kış ortasında doğarlar. İlk doğduklarında tüysüz, kör ve çok küçüktürler. Kış ortasında doğan bu son derece savunmasız ve bakıma muhtaç yavruların yaşayabilmeleri için bir yuvalarının olması şarttır.
Tipik bir yuva, 2 metre uzunluğundaki bir tünelle, çapı yaklaşık yarım metre olan yuvarlak bir alandan oluşur. Yüksekliği de yaklaşık yarım metre kadardır. Ancak burası, sıradan ve basit birkaç işlem ile yapılmış bir barınak değildir.
Her yerin kar ve buzla kaplı olduğu böyle bir ortamda kar yığınlarının altı, son derece profesyonel bir şekilde kazılmış ve yavruların yaşamı için gerekli olan önemli detaylar göz önünde bulundurulmuştur.

Bu yuvaların genellikle birden fazla odası vardır ve kutup ayıları bu odaları yuvanın girişinden daha yüksek seviyede hazırlarlar. Böylece odalardaki sıcak havanın girişten dışarı çıkması engellenmiş olur. Yuvanın üzerine ve girişine kış boyunca kar yığılır. Kutup ayısı ise bu kar yığınının içinde sadece hava girecek kadar dar bir kanalı açık bırakır.



Anne ayı barınağının tavanını kimi zaman 75 cm'den başlamak üzere 2 m'ye kadar varan bir kalınlıkta İnşa eder. Tavanın kalınlığı iyi bir yalıtkan görevi görür. Yani
yuvadaki mevcut olan ısıyı korur. Yuvadaki sıcaklık da bu sayede sabitlenmiş olur.

Norveç Oslo Üniversitesi'nden araştırmacı Paul Watts, bu yuvalardan birinin tavanına bir cihaz yerleştirerek ısıyı dikkatlice ölçmüş ve hayli ilginç bir durumla karşılaşmıştır. Bu uzun çalışma esnasında dışarıdaki ısı -30 dereceye kadar düşerken, yuva içindeki ısı 2 ya da 3 derecenin altına hiç düşmemiştir.
Anne ayının karın kalınlığına göre değişen yalıtım özelliğini nasıl bilebildiği ise, bilimadamları tarafından hayli merak konusu olmuştur. Bu ılık ve korumalı
ortamda anne ayı enerji depolar ve vücudundaki yağ rezervlerini de kış uykusu dönemine göre ayarlar.

Ancak bunlardan çok daha ilginç bir durum söz konusudur. Anne ayı kış uykusuna girdiği bu dönemde hiç enerji harcamamak ve yavrularının daha iyi beslenmesini sağlamak için metabolizmasını düşürür. 7 ay boyunca metabolizmasındaki yağı, proteine çevirir ve yavrularının beslenmesini sağlar. Bu nedenle 7 ay boyunca kendisi hiç beslenmez. Kalp atışı oranını dakikada 70'den 8'e kadar indirebilir ve metabolizmasını yavaşlatır. Bu dönemde yemek
yemediği gibi doğal ihtiyaçlarını da karşılamaz. Böylelikle yavrularını doğuracağı dönemde fazla enerji harcamamış olur.

Kaynak:Popüler Bilgi

Canlıların Sınıflandırılması

Ampirik (=Morfolojik) Sınıflandırma
Aristonun yapmış olduğu sınıflandırma şeklidir.
1.Canlıları morfolojik benzerliklerine göre sınıflama.(kuş ve sinek)
2.Yaşadıkları çevreye göre sınıflama(havada,karada,suda)
3.Beslenme şekillerine göre sınıflama(etçil,otçul)
4.Analog organlarına göre sınıflandırma

Filogenetik (=Bilimsel ,Doğal)Sınıflandırma
1.Köken birliği
2.Genetik benzerliği
3.Akrabalık derecesi
4.Protein benzerliği
5.DNA nükleik asit benzerliği
6.Boşaltım artığı benzerliği
7.Embriyonal orjin
8.Anatomik ve fizyoloji yapı

Homolog Organ:Kökenleri aynı ,görevleri farklı veya aynı olan organlara denir.
Örneğin, "Arının kanadı ile sineğin kanadı."(köken ve görevleri aynı)

Analog Organ:Kökenleri farklı ,görevleri aynı olan organlara denir.
Örneğin,"Kuşun kanadı ile sineğin kanadı."(kökenleri farklı,görevleri aynı)

NOT:Filogenetik sistematikte
1.Canlıların kromozom sayısı
2.Morfolojik benzerlik
3.Analog organ
4.Yaşanılan çevre dikkate alınmaz.

Sistematik Birimler
Alem--------->Bitkiler Alemden Türe doğru gittikçe:
Şube--------->Tohumlu -Birey sayısı azalır.
Sınıf---------->Kapalı Tohumlu -Çeşitlilik azalır.
Takım-------->Çift Çenekli -Ortak özellik artar.
Familya------->Baklagil -Genetik benzerlik artar.
Cins----------->Fasulye -Akrabalık artar.
Tür----------->Ayşe Kadın Fasulye -Protein benzerliği artar.

TÜR:Sistematikteki en küçük birimdir.Birbirine benzeyen aynı kromozom sayısına sahip,birbirleriyle çiftleştiklerinde kısır olmayan verimli döl oluşturan bireylere tür denir.

Sistematikte İkili İsimlendirme Metodu:
Pinus pinea(Fıstık çamı)
Pinus slvestris(Sarı çam)
Pinus helepensis(Halep çamı)
Pinus nigra(Kara çam)
Pinus buritia(Kızıl çam)
*Türler ikili ad ile adlandırılırlar.İlk isim cins adını belirtirken ikinci isim belirleyici addır.İki isim birden türün adını oluşturur.
*Cins aynıysa familya,takım,sınıf,şube,alem aynıdır.

A-Hücre Sayısına Göre Canlılar
1.Bir Hücreliler:
-Bakteriler -Mavi-Yeşil Algler
-Cıvık Mantarlar -Amip
-Öglena -Terliksi
2.Çok Hücreliler
-Bitkiler
-Hayvanlar
- Bazı Mantarlar
B-Hücre Yapısına Göre Canlılar
1.Prokaryot Hücre
-Çekirdek zarı yoktur.
-DNA ve RNA zarsız,sitoplazma içinde
-Zarlı organelleri yoktur.
-Sadece Ribozom organeli bulundurur.
-Hepsi tek hücrelidir.
-Organize çekirdeği olmayan hücredir.
2.Ökaryot Hücre
-Çekirdek zarı vardır.
-DNA ve RNA zarla çevrilidir.
-Zarlı organelleri vardır.
-Tek hücrelide çok hücrelide olabilir.
-Organize çekirdeği olan hücredir.

Canlılar 5 ayrı alemde sınıflandırılırlar.
1.Monera Alemi
2.Protista Alemi
3.Fungiler Alemi
4.Bitkiler Alemi
5.Hayvanlar Alemi

2 Mayıs 2007 Çarşamba

Hücre İçine Yolculuk

Hücre içindeki olayları gösteren güzel bir video

İnsan Hücresindeki Ciltlerce Bilgi


DNA'da kayıtlı bulunan bilgi pek hafife alınacak gibi değildir. Öyle ki, insanın tek bir DNA molekülünde tam bir milyon ansiklopedi sayfasını veya başka bir deyişle yaklaşık 1000 kitabı dolduracak miktarda bilgi bulunur. Dikkat edin; tam 1.000.000 ansiklopedi sayfası veya 1000 kitap... Yani, her bir hücrenin çekirdeğinde, insan vücudunun işlevlerini kontrol etmeye yarayan bir milyon sayfalık bir ansiklopedinin içerebileceği miktarda bilgi kodlanmıştır. Bir benzetme yapmak istersek, dünyanın en büyük ansiklopedilerinden birisi olan 23 ciltlik "Encyclopedia Britannica"nın bile toplam 25 bin sayfası vardır. Bu durumda, karşımıza inanılmaz bir tablo çıkar. Mikroskobik hücrenin içindeki,
ondan çok daha küçük bir çekirdekte bulunan bir molekülde, milyonlarca bilgi içeren dünyanın en büyük ansiklopedisinin 40 katı büyüklüğünde bir bilgi deposu saklı durmaktadır. Bu da yaklaşık 1000 ciltlik, dünyada başka eşi, benzeri olmayan dev bir ansiklopedi demektir. Her gün, 24 saat boyunca, hiç durmadan, her saniyede insanın gen bilgilerinden bir tanesi okunacak olsa, bu işlemin tamamlanması için 100 yıl geçmesi gerekmektedir. DNA'daki bilginin kitap haline getirildiğini varsaydığımızda ise, bu kitapları üst üste koyduğumuz takdirde, kitapların yüksekliği 70 metreye erişecektir. Yapılan tesbitlere göre ise, bu dev ansiklopedi yaklaşık 3 milyar farklı "konu"da bilgiye sahiptir. Eğer DNA'daki bilgileri kağıt üzerine yazılı hale getirseydik, kağıtların uzunluğu Kuzey Kutbu'ndan Ekvator'a kadar uzanacaktır.







Tek bir DNA molekülünde 1000 kitabı dolduracak kadar bilgi bulunur. A,T,C ve
G harfleriyle sembolize edilen bir tür alfabe ile insanın bütün özellikleri
şifrelenmiştir.


Bu örnekler, DNA'nın ne kadar muuzzam bir bilgiye sahip olduğunun bir göstergesidir. Peki ama, nasıl olur da, bir molekülün bilgi sahibi olmasından söz edebiliriz? Çünkü, burada sözünü ettiğimiz bir bilgisayar veya kütüphane değil, yalnızca protein, yağ ve su moleküllerinden oluşan, milimetreden yüzbinde biri küçüklüğünde bir et parçasıdır. Bu küçücük et parçasının içinde, değil milyarlarca bilgi, tek bir bilginin var olması ve onun bu bilgiyi muhafaza etmesi bile son derece hayret verici bir mucizedir.

Günümüzde, bilginin saklandığı en ileri teknoloji bilgisayarlardır. Bundan 30 yıl önce, oda büyüklüğündeki bir bilgisayarın sahip olabildiği bilgiyi, bugün küçük "disk"ler saklayabilmektedir... İnsan zekasının asırlardır edindiği bilgi birikimi ve yıllar süren çabaları sonucunda geliştirdiği bu son teknoloji bile daha tek bir hücre çekirdeğinin bilgi saklama kapasitesine uzaktan yakından ulaşabilmiş değil. Böyle muazzam bir kapasiteye sahip olan DNA'nın küçüklüğünü yansıtması açısından, ünlü mikrobiyoloji profesörü Michael Denton'ın yaptığı şu karşılaştırma sanırız yeterlidir:

Bugüne kadar yaşamış, gelmiş geçmiş her canlı türünün bütün özellikleri bilgi olarak DNA'ya yüklense toplam DNA hacmi bir çay kaşığının ancak küçük bir kısmını doldururdu. Dahası geriye şu ana kadar yazılmış bütün kitapları saklayabilecek kadar boşluk kalırdı.

Gözle göremediğimiz, çapı milimetrenin milyarda biri büyüklüğünde olan, atomların yanyana dizilmesiyle oluşmuş bir zincir, acaba böyle bir bilgiye ve hafızaya nasıl sahip olabilir? Bu soruya şunu da ekleyin: Vücudunuzdaki 100 trilyon hücreden her biri bir milyon sayfayı ezbere biliyorken, acaba siz zeki ve şuurlu bir insan olarak hayatınız boyunca kaç ansiklopedi sayfası
ezberleyebilirsiniz? Daha da önemlisi, hücre bu bilgileri kusursuzca, son derece koordineli ve planlı bir şekilde ve asla hata yapmadan ilgili yerlerde kullanır. Hatta daha insan var olmadan önce, hücreleri faaliyet halinde onu inşa etmeye başlamıştır bile…


Çekirdekteki DNA molekülü kromozom adlı özel kılıflarda paketlenir. Tek hücrede bulunan kromozomlarda paketlenen DNA molekülünün toplam
uzunluğu 1 metreyi bulur. Kromozomun toplam kalınlığı ise 1 nanometre yani milimetrenin milyarda biri kadardır. Yaklaşık 1 metre uzunluğundaki DNA molekülü bu küçücük bölgeye nasıl paketlenebilir?
DNA molekülü kromozom paketleri aslında çok daha küçük özel ambalaj sistemlerinden oluşur. DNA molekülü önce adeta bir ipin makaraya sarılması gibi sıkı sıkıya histon adlı özel proteinlere sarılır. Bu histon makaralara sarılmış DNA bölümleri nükleozom olarak
adlandırılır. Bu nükleozom bölümleri DNA’nın korunması ve zarar görmemesi için özel olarak dizayn edilmiştir. Nükleozomlar ucuca eklendiğinde kromatinleri oluştururlar. Kromatinde iyice birbirine
sarılıp kıvrılarak yoğun yumaklar meydana getirirler. Ve böylece DNA molekülü kendi uzunluğunun milyarda biri kadar küçük olan bir yere muhteşem bir yaratılışla sığdırılmış olur.


Kaynak:Popüler Bilgi